Türkiye ile ilişkilerimizin düzeyi her zaman tartışma konusu olagelmiştir. Ayrıca, Türkiye ile ilişkilerin tam anlamıyla yatay bir düzleme taşınması şu ana kadar maalesef mümkün olamamıştır. Bunun temel sebebi de Kıbrıs sorununun çözümsüz olması ve çeşitli nedenlerle ekonomik olarak Türkiye’ye bağımlı olmamızdır. Buna karşın, günümüz koşullarında gelinen noktada Türkiye ile ilişkilerin karşılıklı saygıya ve empatiye dayalı ve mümkün olduğunca en üst yatay bir ilişki biçimine sahip olmak için çalışmalıyız. Kimse üzerinde tahakküm kurmamak ama tahakküm altına da girmemek konusunda yukarıda vurguladığımız ilkemiz burada da geçerlidir. Gerek dış, gerekse iç politik sorunlarda, kendimizle ilgili kararları elbette ki biz vereceğiz. Ancak bu kararlar, rasyonel, sürdürülebilir ve uygulanabilir olmalıdır ki “dış müdahale” olmasın. Partimiz, Türkiye ile ilişkilerde bu sorumluluğu üstlenmektedir.
Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili iç ve dış gelişmelerde son derece etkin bir aktör olduğu gerçeğinden hareketle CTP-BG, Türkiye’de iktidarda olan siyasi partilerin yanı sıra, muhalefet partileriyle de daha yakın temaslar kurulmasından yanadır. Siyasi partilerin dışında sendikalarla, STÖ’lerle, basınla ve Türk dış politikasında etkin olan diğer aktörlerle ilişkilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede profosyenel bir dış ilişkiler lobi komitesinin Partimizde kurulması elzemdir. Kıbrıs konusunda Türkiye kamuoyu daha fazla bilgilendirilmelidir. Bu amaçla, Partimizde Türkiye’nin basınından siyasi partilerine kadar tüm kurumları ile iletişimi en üst düzeyde hayata geçirebilecek olan bir İletişim Komitesinin kurulması da oldukça önemlidir.
Tüm bunlara ek olarak, sırası geldiğinde Türkiye’nin bizler adına aldığı kararlara ilişkin ve sarf ettiği söylemlere karşı uluslararası alanda tepki koymak gerekiyorsa bu tepki de çekinilmeden konmalıdır. Buradaki amaç, Kıbrıslı Türklerin ülkeleriyle ilgili konularda öncelikle söz sahibi olduklarını hatırlatmak, Kıbrıs’la ilgili alınacak kararlarda genelde Kıbrıslı Türklerin ve özelde CTP-BG’nin görüşlerini aktarmak ve Türkiye ile olan ilişkilerimizi yatay bir ilişki zemininde tutmaktır. Bu durum, Kıbrıs’ın kendine özgü koşullarını anlama bakımından Türkiye’nin de yararına olacaktır. Kıbrıslı Türklerin kendi ülkelerinde özne oldukları her fırsatta ve her platformda hatırlatılmalıdır. Bu bağlamda, Kıbrıslı Türklerle Türkiye ilişkileri devletten devlete, iki eşit tarafın karşılıklı saygı, yarar ve dayanışma temelinde olmalıdır.
Kıbrıs sorununa çözüm planı, Kıbrıslı Türklerin yurtlarına dair bütün ihtiyaç ve hassasiyetlerini gözetmeli, karşılamalı ve Türkiye’nin de 1960 anlaşmalarından doğan ilişkilerini düzenlemelidir; dolayısıyla taraflar bu süreçte büyük bir dayanışma içinde olmalı ve her iki taraf da bu süreçte üzerine düşenleri karşılıklı saygı ve anlayışla yerine getirmelidir. Bu süreçte Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin yükümlülükleri de güçleri de eşit ağırlıktadır; sorumlulukları da eşittir. Bu süreçte taraflar birbirlerinin kaynaklarını sömürmek değil, zenginleştirmek ve geliştirmek üzere işbirliği yapar. Dolayısıyla, bu süreçte Kıbrıslı Türkler, ortak hedefe ulaşmak için adada gerekli mücadeleyi verirken, aynı zamanda da kendi ayakları üstünde durmak ve kendi kendini yönetmek için de sürdürülebilir ekonomik, demokratik ve politik yapılanmasını da gerçekleştirir. Bunları başarma sürecinde de Türkiye, Kıbrıslı Türklere ihtiyaç duyduğu desteği kesintisiz verir.
Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin ilişkileri bu temelde şekillendirilir ve düzenlenir; Türkiye Cumhuriyeti Büyük Elçiliği ve ona bağlı Yardım Heyeti gibi alt kurumlar da Kıbrıslı Türklerin iç işlerine müdahil olmayan, muadili yardım ve proje ofisleri olan AB, UNDP ve benzeri kurumların yapıları ve ilişki biçimlerine paralel bir yapı ve işlevsellikle faaliyet göstermesi sağlanır.