Bize Ulaşın



Güvenlik Kodunu Giriniz!
CTP-BG Genel Merkez


Adres :
Şht. Salahi Şevket Sok. No: 99, Lefkoşa, Kıbrıs
Telefon :
 +90 392 22 73 300
                 +90 392 22 85 114
Faks :
      +90 392 22 81 914
Web :      
http://www.ctp-bg.org
E-Posta :
 info@ctp-bg.org
ctp iletisim

1313714940538030309.jpg1313714924813927476.jpg
 

Dünya

Genel olarak dünyaya bakışımız...

II. CTP-BG’nin Uluslararası Alandaki Siyasal, Ekonomik ve

    Toplumsal Değişimler Konusundaki Görüşleri

Özgürlükçü sosyalizmin, demokratik sosyalizmin ve sosyal demokrasinin ortak bir temel amacı vardır. Bu amaç, emeğe değer veren, kaynakların dengeli paylaşıldığı ve zenginlik dağılımının adil olduğu, eşitlikçi, sosyal devlet temelinde örgütlenmiş şeffaf ve adil toplumsal bir düzendir. Bu amacın öznesi ise insandır. Sosyalist Enteasyonal’e (SE) üye olan ve SE Bildirgesi’ndeki ilkeleri benimsemiş bir siyasal parti olarak CTP-BG, çalışan insanların çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme, işsiz insanlara iş koşulları yaratma çabalarını sürdürmeye; toplumsal varoluşumuzun sürmesi amacı ile verilen mücadeleye katkı koymaya devam etmektedir.

CTP-BG,  bu çabaların tam anlamıyla başarıya ulaşmasında Kıbrıs sorununun çözümünün çok önemli bir katkısı olacağının ve Kıbrıs sorununun çözümünün de ancak federalizm temelinde gerçekleştirilebileceğinin bilincindedir. Bununla birlikte, Kıbrıs sorununun çözümüne ulaşamadığımız ortamda da, dün olduğu gibi bugün de, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi, barış, demokrasi, ekonomik kalkınma, insan hakları, sosyal adalet ve demokratik hukuk devleti mücadeleleri çerçevesinde sürdürülecektir.  

1929 yılında yaşanan, tüm ülkeleri ve bütün insanlığı etkileyen dünya ekonomik krizinden sonra, günümüzde yaşanan ve 2007’den itibaren tüm dünyayı sarsan, hatta birçok ülkeyi neredeyse iflasa sürükleyen büyük küresel ekonomik kriz, dünyamızdaki derin yapısal dönüşümlerin yansıması olarak kabul edilmektedir. CTP-BG, dünyada farklı düzey ve şiddetlerde yaşanmakta olan bu dönüşümlerin, ülkemizde de yaşamın her alanında etkili olmaya başladığının, siyasal, toplumsal ve ekonomik açılardan ilerlemeyi ve gelişmeyi yaratacak ve bundan etkilenecek olan, insanı temel alan, ekonomik, siyasal, demokratik ve hukuksal değişim ve dönüşümlerin önünün açılması gerekliliğinin bilincindedir. CTP-BG, bu değişim ve dönüşümlerin barış ve çözüm mücadelesi ile bütünleşmesinin, insan hak ve özgürlüklerinin vücut bulması ve geliştirilmesinin en önemli temeli olduğu gerçeğine bağlı olarak mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.

1. Küreselleşme ve Emeğin Dönüşümü

Küreselleşme, dünya kapitalizmine egemen olan finans çevrelerinin çıkarları ile ulusal sınırların çelişiyor olmasının da bir sonucudur. Günümüzde, bilginin ulaştığı boyutların üretime yansımasıyla, emek, sermaye ve bilgi yoğun yatırımlar, artık ekonomiye egemen olan şirketlerin, 19. yüzyıldaki şekliyle aile, 20. yüzyılın ortalarına kadar olduğu şekliyle ulusal şirketler aşamasının üstüne çıkmasına neden olmuş ve uluslararası bir boyut kazanmıştır. Marks’ın “Komünist Manifestoda belirttiği gerçek bugün bu alanda daha bir netleşmiştir. Ekonominin küreselleşmesi, ister istemez hukukta, demokratik değerlerde, çevre, eğitim, sağlık, tarım, kültür vb. alanlarda da evrensel ilkelerin, ilişkilerin ve organizasyonların yaygınlık kazanmasına yol açmıştır. Küreselleşmenin getirdiği ve tüm dünyayı etkileyen çok yönlü ilişkiler ve çıkarlar manzumesi, artık ulus devletle çelişki oluşturmaktadır.

Yaşanan tüm bu gelişmeler, mülkiyet ilişkilerini de değiştirmiştir. 19. yüzyıl sonlarında, kapitalizmin bugüne kadar yapılmış en tutarlı eleştirisini yazan Marks, tarihsel materyalizm açısından bu düzenin yıkılmaya mahkûm olduğunu ileri sürerken, onu yönetenlerin de bu duruma karşı önlemler alacaklarını ifade ediyordu. Nitekim, bilimsel teknolojik devrim, özellikle bilgisayar kullanımının yaşamın her alanında yaygınlaşması, dünyayı alt-üst etmiş, hem emeğin hem de sermayenin yapısını değiştirmiştir. Günümüzde, emekçilerin bilgi yoğun emek değerleri pek çok yeni kazanımı gündeme getirirken, aynı zamanda özellikle gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda hizmet sektöründe göçmen işçilerin veya eğitim düzeyi yeterince gelişmemiş kesimlerin oluşmasına da yol açmaktadır. Belli emek kesimlerinin ve özellikle bilgiye dayalı alanlarda yoğunlaşmış eğitimli emeğin elde ettiği yeni sosyal ve ekonomik kazanımlar, onların toplum ve ekonomi içindeki konumlarını farklılaştırmaktadır. Aynı zamanda, sosyal yaşamdaki bu yeni gelişmeler, onların da kendi yaşamlarında özellikle göçmen işgücünün gerçekleştirdiği emek yoğunluklu alanlarda hizmet almalarını getirmektedir. Yaşam kalitesindeki gelişmeler, çalışanların, ileri teknoloji ürünleri, taşınmaz mal, hatta sermayenin yaygınlaşması sürecinde menkul kıymet edinme gibi konulardaki ilgisini artırmaktadır. Ayrıca, ekonomideki değişim, bilgi toplumunun gelişmesi ve yüksek teknoloji ile şekillenen alanlarda, küçük işletmeler ve bunların önemli ekonomik değer üreten yapıları da oluşmuş bulunmaktadır.

Bütün bu olumlu sayılabilecek gelişmelerin yanında, küreselleşme ve bunun sonucunda ortaya çıkan uluslar arası rekabet ve teknolojik gelişimin yarattığı yapısal işsizlik de yadsınamayacak boyuttadır. Özellikle teknolojik gelişimin sonucunda işsiz kalan milyonlarca emekçi için yeni iş alanlarının yaratılabilmesi, dünyadaki solun ve Kıbrıs’ın kuzeyinde CTP-BG’nin üstlendiği en öncelikli misyonlardan biridir. Öeğin, bankamatik cihazları ve kredi kartları aracılığıyla inteet üzerinden yapılabilen interaktif bankacılık hizmetleri, bir yandan piyasada ihtiyaç duyulan nakit para dolaşımını azaltmış ve bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı kolaylaştırmış ama diğer yandan da bankacılık ve finans sektöründe kasiyer olarak çalışan ya da buna benzer geri hizmetlerde görev yapan milyonlarca insanın işsiz kalmasına neden olmuştur. İşte yenilenmiş CTP, ortaya çıkan yapısal işsizlikle mücadele etmeyi en temel hedeflerinden biri olarak belirlerken, kendisiyle özdeşleşmiş olan emek en yüce değerdir ilkesine bağlılığını da yenilenen tezlerinde en üst sırada tutmaya devam etmektedir.

Emek ve sermayede yaşanan değişim ile hızla yaşam koşullarını ve yaşamsal değerleri de belirlemeye başlayan küreselleşmenin yoğun etkileri, Kıbrıs’ta da emek, sermaye ve siyasallaşmayı etkilemiştir, etkilemektedir. Ancak, Kıbrıs’ın kuzeyinde biz bu etkiyi pek çok yönü ile yaşarken, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeni ile halkımız bu yeni durumun getirdiği hukuki, siyasi, toplumsal ve ekonomik birlik ve düzenlemelerin dışında kalmaktadır. Bu gelişmelerin doğrudan etkisi altına girerken, maalesef bunların doğrudan katılımcı unsuru olmak mümkün olamamaktadır. Bu durum bir yandan sonuçlardan etkilenirken diğer yandan bu yeni yapının dışında kalma sonucunu doğurmaktadır. Kıbrıs’ın güneyi ise, bu değişimleri hem yaşayan, hem de onların doğrudan aktörü olma özelliğine sahip olan yapısıyla, adanın bütününde yeni ve farklı bazı çelişkilerin doğmasına yol açmaktadır. Bu, hem toplumsal yaşamımızda, hem de adanın bütünleşme mücadelesinde yeni sorunları beraberinde getirmektedir.

Dünyada feodal dönemden kapitalist döneme geçilirken, feodal alanların ulusal pazar bütünlüğü içinde genişlemesi sonucu ulus-devlete geçişle birlikte mal ve hizmet dolaşımı ulus pazarında bütünleşmiş, ancak bu ulusal pazarın, ulusal gümrük ve ulus-devletin milliyetçilik temelinde yükselen siyasi, hukuki, askeri, idelojik ve politik duruşu ile sınırlanmış yapısı da gelişmişti. Bunun, sömürgecilik, yayılmacılık ve emperyalizm aşamalarını geliştirmesinin yanı sıra, evrensel bağlamda ulusların kendi aralarında acımasız rekabetine, savaşlara ve nihayetinde dünya paylaşım savaşlarına kadar insanlığı sürüklediği gerçeği ortadadır. Ayrıca, ulus-devletin bu sınırlılığının ulusları anti-demokratik rejimlere ve hatta faşizme kadar taşıyabildiği de açıktır.

Teknolojideki devrimle birlikte bilgi çağının üretim süreçlerinde yarattığı yeni ve önemli değişim, bu kez de mal, emek, sermaye ve hizmetlerin ulus-devlet sınırlarını aşarak serbest dolaşımını sağlamak gereksinimini yaratmıştır. Bu yüzden, ulusal sınırlar aşılmış ve yeni, uluslar arası siyasi, ekonomik, ticari, finansal, hukuki, demokratik, sosyo-kültürel ve güvenlik ihtiyaçları gelişmiştir. Böylece, bu yeni gelişme, ulus-devlet ile kaçınılmaz bir şekilde çelişkiye girmiştir. Uluslar arası ve bölgesel siyasi, ekonomik birlikler, ulus-devletin yetkilerini almaya ve bu yetki ve değerlerin evrenselleşmesi sürecini başlatmaya girişmişlerdir.

Mal ve hizmet üretimi, sermayenin ve emeğin serbest dolaşımı, uluslar arası sermayeye büyük avantajlar sağlarken, emek güçlerinin yeni ve evrensel birliklere, sendikalara, politik hareketlere ve demokratik oluşumlara dayalı gelişmesi de oldukça önem kazanmaktadır. Ancak, evrensel emek hareketinin, bugüne kadar, küreselleşen sermaye kadar başarılı olamadığı açıktır. Bu yeni durum, emekçi ve ilerici güçlerin, barış, eşitlik, demokrasi, insan hakları, çevre ve sosyo-kültürel politikalar gibi alanlarda evrensel bir mücadele yürütmesini zorlaştırmaktadır.

 Uluslar arası emek hareketinin bugünkü gündemi, günümüz dünyasında küresel bir niteliğe bürünen ekonomi, bilgiye ulaşma yolları ve yeni teknolojileri insan odaklı bir sosyalist anlayış temelinde demokratik bir denetim altına almaktır. Bunun başarılabilmesi durumunda, tüm dünya insanlarının birlikte ve işbirliği içerisinde yaşayabilecekleri bir dünya toplumu ya da küresel bir toplum yaratılması hedefine ulaşmak mümkündür. Sosyalizmin hedeflemiş olduğu dünya toplumunu yaratmak, küreselleşme süreci deneyimleri ile bir ütopya olmaktan çıkıp, artık gerçekleştirilmesi daha olanaklı hale gelen bir gereklilik olarak kendini dayatmaktadır.

2. Küreselleşme ve Avrupa Birliği

Ulus-devlet anlayışının aşılmaya başlaması ile bu anlayışın doğduğu coğrafya olan Avrupa’da, sonuçta küreselleşmenin en çarpıcı sonuçlarından biri olan Avrupa Birliği olgusu gelişti. AB, özellikle Lizbon Antlaşması’yla birlikte, uluslar üstü bir yönetim biçimine evrilmeye başlamıştır. Bu yeni yapı ve olgu, yalnız ekonomik olarak, mal ve hizmet ile sermaye ve emek dolaşımının serbestliği üzerinde değil, demokratik değerler, mülk edinme hakkına, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, fikri ve sınai haklara saygı, verimlilik ve sosyal politikalar üzerinde de yükselmektedir. Ayrıca, bu yapı içinde, Avrupa halklarının ve demokratik güçlerinin geliştirmeye çalıştığı bir Sosyal Avrupa mücadelesi de sürmektedir. İşte bu yapı, her ülkenin öz yapısı ve yönetim koşulları üzerinde ciddi biçimde belirleyicidir. Bu noktada, çözümsüzlük şartlarını aşmak ve Kıbrıs Türk halkını federal bir yapıda siyasi eşit olarak adanın bütünlüğü içinde AB’ye taşımak, ülkemiz ve Kıbrıslı Türkler açısından, hem varlığımızın korunması hem de geliştirilmesi açısından oldukça stratejik bir öneme sahiptir.

Partimiz, bilgi çağının getirdiği küreselleşme sürecine bağlı olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde de tüm alanlarda ciddi değişim ve dönüşümlere ihtiyaç duyulduğunu tespit etmekte, bundan ötürü reformcu bir anlayışı benimsemektedir.

 Bilgi çağında yaşanan değişimler, küreselleşmenin yanı sıra özelleştirmeyi de kapsamaktadır. Özgürlükçü sosyalist bir parti olarak CTP-BG, küresel düzeyde ekonomik değişimin bir boyutu olarak karşımıza çıkan özelleştirmeyi, özellikle de küreselleşmenin getirilerinden kısıtlı düzeylerde faydalanabiliyorken, gözü kapalı savunulabilecek bir uygulama olarak algılamamaktadır. Partimiz, özelleştirme uygulamalarının tüm dünyada özellikle çalışan kesimler açısından ciddi riskler de içermekte olduğunun bilinciyle bu olguyu ele almaktadır. Diğer taraftan, bize göre öeğin eğitim ve sağlık alanlarında kamuya ait kurumların özelleştirilmesi de sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bunun yerine bu gibi kamu kurumlarının etkililiğini, verimliliğini ve kalitesini artırarak benzeri kurumlarla rekabet edebilir bir düzeye ve duruma getirilmesine çalışılmalıdır. Bu türden kamu kuruluşlarının özelleştirilmesine dün olduğu gibi bugün de karşı duran Partimiz bu kurumların bazı hizmetlerinin özelleştirilmesini daha iyi, daha kaliteli ve daha sürdürülebilir bir hizmet verme anlayışı açısından uygulanabilir bir yöntem olarak görmektedir. Öeğin, CTP-BG’nin hükümet döneminde hastanelerdeki temizlik ve yemek gibi hizmetlerin özel sektörden hizmet alımı şeklinde uygulamalarla sürdürülmeye başlanması benzeri uygulamalar oldukça önemli kalite yükselmesi yaratmıştır.   Aynı şekilde enerji sektöründe de özelleştirme yaklaşımının ülkemiz için sakıncaları vardır. Enerji sektöründe de eğitim ve sağlıkta olabileceği gibi bu nedenle özelleştirme yerine yalnızca bir kısım uygun olabilecek hizmet alanlarında özel sektörden hizmet alma yollarına gidilebileceği üzerinde durulabilir.  Bununla birlikte içinde bulunduğumuz koşullarda ülkemizde özelleştirme adı altında gündeme getirilebilecek olası yanlış uygulamaların, olumlu sonuçlar doğurma açısından küresel gelişmelerle paralellik arz etmeyeceği tespitini yapmaktayız.  Bu olası yanlış uygulamalarla Kıbrıslı Türk emek ve sermaye birikimlerinin varlığı ve etkinliği risk altına girebilir diye de bir endişe taşımaktayız. Tüm bu hassasiyetlerimiz, Kıbrıs’ın kuzeyinde gündeme gelebilecek özelleştirme uygulamalarında, her bir kurumun durumunun her yönden detaylı bir şekilde incelenmesinde ve toplumsal çıkarlarımıza halel getirilmeksizin, söz konusu uygulamaların yaşama geçirilmesinde partimize büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Ancak her şeye karşın bilinmelidir ki Partimiz KIB-TEK’in, Telekomünikasyonun, Hava ve Deniz Ulaşımının, Kooperatif ve Kamu Bankalarının, Su ana kaynaklarının ve benzeri temel kurumlarımızın özelleştirilmesine ve taşeron eliyle çalıştırılmasına karşıdır ve bu kurumlarımızın ancak özel sektör paydaşlarıyla birlikte daha verimli hale getirilip insanlarımıza daha iyi hizmet götürmeleri konusunda yapılabilecek çalışmalara mülkiyet ve ana hizmetleri kamunun elinde kalacak şekilde destek verebilir.

Partimiz, küreselleşmeyi karşı durulamayacak bir olgu olarak ele alırken, bu noktada alteatif küreselleşme hareketlerini de göz önünde bulundurmaktadır. Avrupa Birliği vizyonumuzun temelinde, bu bölgesel birlikteliğin hukuksal yapısı sayesinde Kıbrıslı Türklerin küreselleşmenin negatif etkilerinden korunabileceği üzerinde de durmaktayız.

 

CTP-BG, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden dolayı Kıbrıslı Türklerin küreselleşmenin sunduğu olanaklardan yeterince yararlanamamakta olduğunu tespit etmektedir. Öeğin,  küreselleşmenin hız kazanmasında etkili olan iletişim ve ulaşım teknolojileri ve kullanımı tüm dünyada günden güne ucuzlarken, ülkemizde gerek iletişim gerekse ulaşım hizmetleri halen çok pahalıdır.

Partimiz, Kıbrıs’ın kuzeyinde başlatmış olduğumuz AB uyum sürecinin, AB vizyonuna sahip olmayan partilerin iktidar döneminde yeterince sahiplenilemediğini gözlemlemektedir.  Bu süreci başlatan parti olarak CTP-BG, her koşulda Kıbrıs’ın kuzeyinde AB kurumlarının yürüttüğü çalışmaların halkımız tarafından dikkatle izlenmesini, bu noktada siyasal alanda partimizce her türlü katkının yapılacağını vurgular. Aynı şekilde, başta AB Koordinasyon Merkezi olmak üzere, Kıbrıslı Türklere ait kamu ve özel kurumların da çalışmalarının sürekli izlenerek denetlenmesi bize göre önemlidir. AB uyum sürecimizin önemli bir boyutu olan yasal mevzuatın, AB direktifleri ile uyumlaştırılması sürecini de önemsemekteyiz. Bu kapsamda hükümetlerin iyi performans sergilemesi ve devlet katında AB’ye uyumun hızla gerçekleştirilebilmesi gerekmektedir.

AB ile ilgili bir başka önemli konu ise, Kıbrıslı Türklerin taleplerinin AB yetkililerine birinci ağızdan iletilebilmesi ihtiyacıdır. Kıbrıs sorunu, gündeme gelen tüzükler, Kıbrıs’ın özel koşullarında tartışılan farklı uygulamalar başta olmak üzere, Kıbrıslı Türkleri doğrudan ilgilendiren tüm konularda AB’nin bizi muhatap alması ve süreçlere müdahil etmesi Partimizce bir koşul olarak ele alınmaktadır.

3. Küreselleşmenin Yarattığı Sorunlar

Küreselleşmenin olumlu sayılabilecek etkilerinin yanında, zengin ve fakir ülkeler arasında yarattığı derin uçurumları da görmezden gelmemek gerekmektedir. Bu olumsuz gelişmenin doğal iki sonucu, büyük ve zengin ülkelerin emperyalist yayılmacı eğilimleri ve mikro milliyetçiliktir. Bu konuda en çarpıcı olumsuz öekler, Irak’ın işgalinin ve Yugoslavya’da mikro milliyetçiliğin yarattığı yıkımlardır. Bu ülkelerde yaşananlar bizim için en temel değerlerden biri olan halkların dostluğuna ve kardeşliğine ciddi bir darbe vurmuştur.

 CTP-BG bu noktada, küreselleşmenin sonucu olan emperyalizmle ve mikro milliyetçi hareketlerle değil, barış, adalet, eşitlik, demokrasi ve insan hakları için mücadele eden uluslar arası hareketle dayanışma içerisindedir.

 CTP-BG’ye göre, bilimin her alanında ve teknolojide yaşanan hızlı değişimler, paradigmatik dönüşümler ve devrimler, insanlar ve halklar arasındaki eşitsizlikleri derinleştirmek yerine, çevreyi ve dünyayı korumak, tüm insanlara yeni iş alanları yaratmak, teknolojiyi kullanarak iş yapan insanlar yetiştirmek amacı ile kullanılmalıdır.

Bugünün teknolojik devriminin yarattığı en önemli sorunlardan biri de, dünyayı yok etmekle tehdit eden bir silahlanmanın ve çevreyi ve doğal dengeyi tehdit eden bir “gelişme”nin ortaya çıkmış olmasıdır. Denetim dışı sanayi ve teknolojinin dünyamızda yayılması, yaşam ortamlarının insanlık aleyhine yozlaştırılması, dünyamızın ve insanlığın geleceği için yaşamsal öneme sahip olan doğal kaynakların akıl almaz bir şekilde tüketilmesi ve sömürüsü, dünyamızın yaşam koşullarını geri dönülmesi mümkün olmayan bir şekilde tehdit etmektedir. Dünyamızda, kendi dengeleri içerisinde kullanıldığı takdirde, kendini ve insanlığı beslemeye yeterli olan doğal kaynaklar mevcut olmasına karşın, bazı ülkelerin aşırı sömürü güdüleri nedeniyle, özellikle Güney yarım küredeki birçok bölgede, toplumlar açlık ve ölüm tehdidi altında yaşamaktadırlar.

İletişim teknolojilerinin gelişmesi ve bu alandaki küreselleşme, bu teknolojilere sahip olanların manipülatif çabaları sayesinde, uyuşturucu ticaretinde, seks köleliğinde, insan ticaretinde, insan kaçakçılığında, şiddet eğilimlerinin artmasında, gençlerin depolitizasyonunda ve toplumsal duyarlılıklarının azalmasında, kadınlara, çocuklara, güçsüzlere karşı saldırganlığın gelişmesinde, yabancı düşmanlığında, ırkçılıkta vb. alanlarda insanlığı çürüten olgularda ciddi bir patlamanın yaşanmasına yol açmıştır. Ülkemizde de son yıllarda giderek artan uyuşturucu kullanımı, gece kulüpleri, casinolar ve her türlü kumar merkezleri, bilinçli yaratılan bağımlılıklar, toplumumuz adına endişe verici boyutlara ulaşmıştır. CTP-BG, toplumsal birliğimize ve çok kültürlü yapımıza tehdit unsurları içeren, turizme katkı diye kurulmuş olmalarına karşın ülkede herhangi bir katma değer de yaratmayan tüm bu türden yapılanmalara karşı olduğunu toplumsal duyarlılığı ile bir kez daha vurgulamaktadır.    

A. Kuzey ve Güney Yarım Kürelerin Eşitsizliği

Son zamanlarda dünyamızda yaşanan çeşitli olaylar ve krizler, artan bir hızla uluslar arası bir nitelik kazanmaya devam etmektedir. Petrol krizi ve sarsıntıları, döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve borsaların çökmesi, dünya ekonomilerinin birinden öbürüne doğrudan geçmekte ve bütün ülkeleri derinden etkilemektedir. Bu arada, teknolojik alanda yaşanan hızlı değişimler ve özellikle yeni bilgilenme teknolojileri, bir kitle kültürünü dünyanın her köşesine hızla yaymaktadır. Ayrıca, çok uluslu şirketlerin finansal kararları, bir gecede tüm dünyada çok derin ve uzun vadeli etkiler yapabilmektedir. Dünyadaki bütün ülkeleri eş zamanlı ya da ardışık olarak etkileyen bu gelişmelerin yanı sıra, ulusal ve uluslar arası çatışmalar da, kıtasal ve kıtalar arası boyutlarda çok büyük ve giderek daha da artan sığınmacı akımlarına ve göçlere yol açmaktadır. Eskiden Doğu ile Batı arasında var olan küresel sürtüşme, şimdilerde yerini özellikle Kuzey ile Güney yarım küreler arasındaki ekonomik nedenlere dayalı eşitsizliklerden doğan tehlikelere bırakmıştır. Ekonominin küreselleşme ile birlikte giderek daha da uluslar arası bir nitelik kazanması, “Soğuk Savaş” döneminde egemen olan iki kutuplu dünyayı kırıp parçalamıştır. Özellikle son yıllarda küryerel politikaları hayata geçirerek hızla gelişen Latin Amerika’da yeni sanayi güçleri ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda, Çin ve Uzak Asya ülkeleri gibi yeni uluslar arası çapta güçler de dünya sahnesinde yer almaktadırlar.

Dünyamızda son yıllarda yaşanan gelişmeler ve ekonominin küreselleşmesi nedeniyle, karşılıklı bağımlılık daha da öne çıkan bir olgu olmuştur. Kuzey ve Güney yarım kürelerdeki eşitsizliği ve ekonomik dengesizliği giderebilmek amacıyla, Birleşmiş Milletler’in desteği de alınarak, günümüzde Güney yarım küreye dünyada daha eşit bir rol tanıyacak çok yanlı kurumları yaratmak her zaman olduğundan daha da önemlidir. Tüm dünyayı kapsayan düzeydeki ekonomik bunalım ve para arzını kısıtlayan tutucu politikaların yoksul ülkeler üzerindeki yıkıcı etkisi, dış satım pazarlarını silip yok etti, borç bunalımını şiddetlendirdi ve yoksul ülkelerin kriz dönemlerine gelene dek gerçekleştirebildikleri ilerlemeyi de etkisiz kıldı. Böylece, borçlu ülkelerin giderek kötüleşen ekonomileri ve düşen yaşam standartları, alacaklı ülkelerde de işsizliği körükleyen bir etken haline geldi. Oysa Güney yarım küredeki ekonomik ve toplumsal gelişmeleri pozitif anlamda uyaracak programlar, dünya ekonomisini bir bütün olarak ileriye götürmek için bir araç olabilir ve olmalıdır. Bu konular, dünya çapında daha geniş kapsamlı ekonomik stratejilerin, kaçınılmaz ve olmazsa olmaz temel parçaları olarak görülmelidir.

Afrika’nın birçok bölgesinde var olan ırk ayrımına dayalı rejimlerin devamı, sadece buradaki ulusların çoğunluğuna karşı bir suç olmakla kalamaz; bu, tüm insanlığın olduğu gibi, özellikle özgürlükçü sosyalistlerin hem bir sorunudur hem de dayanışma gösterilmesi gereken evrensel bir sorumluluktur. Dünyanın hemen her bölge ve ülkesinde olduğu gibi, Afrika’da da insan hakları ve demokrasi savaşımı, ekonomik ve sosyal adalet kavgası ile birlikte yürümektedir. İşte tüm bu eşitsizlikler dikkate alınarak, Kuzey ile Güney yarım küreler arasında dayanışma anlamında, Güney yarım küre için ekonomik gelişmenin önceliği tartışılamaz. Dayanışma çağrısı, kökeni ister sosyalist ister başka olsun, gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğa son vermek için basit bir formül bulunduğu anlamına gelmemektedir. Dayanışmanın ilerletilmesi için, BM de yeni dünya koşullarına göre yeniden yapılandırılarak eşitsizlikleri gidermede ve geri kalmış ülkelerin kalkınmasına katkıda aktif rol almalıdır. Bu bağlamda, başta SE üyelerine büyük görevler düşmektedir. Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomilerin, ticaret engellerinin azaltılmasına, pazarlara daha iyi açılabilmeye ve teknoloji aktarımına gereksinimleri vardır. Bu ülkelere ve ekonomilerine, kendi bilimsel kaynaklarını geliştirebilmeleri, öeğin, biyoteknolojiden ve ikinci el teknolojilere bağımlı kalmaktan kurtarılmaları için destek verilmelidir. Daha yoksul ülkeler söz konusu olduğunda, gelişmiş ülkelerin bu ülkelere ekonomik yardım yapmaları yaşamsal bir öneme sahiptir. Dünyanın değişik bölgelerindeki bu yoksul ülkelerin çoğu için toprak reformu, çiftçileri sürekli besin üretmeye özendiren önlemler ve kırsal kültürlerdeki işbirlikçi geleneklerin desteklenmesi de ayrıca gereklidir. Ancak, dünyada artan besin üretimi kendi başına özellikle fakir ülkelerdeki açlığa son veremez. Üzüntü vericidir ki, bazı durumlarda, dış satıma yönelik tarımdaki bir artış, geleneksel besin sağlama düzenini bozabilir; aynı anda hem tarım verimini hem de açlığı artırabilir. Besin ve çalışma hakkını güvenceye almak siyasal düzenin görevi olmalıdır. Güney yarım küre ile işbirliği programları, hem ekonomik büyümeyi hem de gelirin hakça dağılımına yönelik gelişme hedeflerini desteklemelidir. Yardım programları en yoksulların gelişmesine odaklanmalı, gelişmeyi dumura uğratan toplumsal yapıların dönüştürülmesine ve toplumda kadının konumunun iyileştirilmesine yardımcı olmalıdır. Bunların yanı sıra, çocuklar için eğitimden sağlığa kadar her türden özel programların işe vuruk hale getirilmesinin önemi oldukça büyüktür. Ayrıca, kooperatifler ve halk hareketleri aracılığıyla yapılan yardımlar da demokratik gelişmeyi güçlendirmeye hizmet edecektir.

B. Küreselleşme ve Çevre Sorunu

Tüm dünyayı kapsayan ve göğüslenmesi gerekli önemli ve temel bir sorun da, çevre bunalımıdır. Hem Kuzey hem Güney yarım kürelerde çevre dengesi tehlike içindedir. Her yıl artan bir biçimde hayvan ve bitki türleri yok edilmekte ve kimyasal gazların artması sonucunda özellikle ozon tabakasının delindiği ve bu deliğin büyüdüğü yolunda kanıtlar artmaktadır. Kuzey yarım kürede, sorumsuz sanayicilik ormanları pervasızca yok ederken, sorumsuzca ve duyarsızca davranan, gözlerini para hırsı bürümüş acımasız kapitalistler de, Güney yarım kürede bulunan ve bütün dünyanın varlığını sürdürmesi için yaşamsal öneme sahip olan yağmur ormanlarını korkunç bir hızla küçültüp yok etmektedirler. Zengin ülkelerde toprak kirlenmesi giderek artmaktadır. Plan, program, dayanışma eksikliğinden ve denetimsizlikten, yoksul ülkelerde bulunan çöller hızla büyümektedir. Dünyanın birçok bölgesinde temiz su sıkıntısı vardır ve bu sıkıntı tüm dünyaya yayılmaktadır. Dünya hepimizin ortak evi olduğundan ve başka da bir evimiz bulunmadığından dolayı, çevrenin korunması için evrensel işbirliği şarttır; çünkü çevreye verilen zarar ulusal sınırları aşarak tüm dünyaya hızla yayılmaktadır. Çevre sorunu, her şeyden önce doğanın doğal devirleri arasındaki ilişkilerin sürdürülmesi sorunudur; çünkü ekolojiyi korumak, çevreyi yeniden diriltmekten hem daha ucuzdur hem de daha sorumlu ve duyarlı bir tavırdır. CTP-BG, çevreye zararlı bütün ürün ve süreçlerin, doğanın gelişmesini destekleyen seçeneklerle değiştirilmesi yönünde ortak uluslar arası çabaları destekler ve savunur.

Kıbrıs adası etrafındaki Akdeniz’in küresel sorunlar sonucunda kirlendiğini, iklim değişikliğinin getirdiği yeni sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını ve bu bölgedeki ülkelerin, başta kuraklık olmak üzere pek çok sıkıntıyla boğuşmak zorunda olduğunu bilmekteyiz. Enerji üretimi için, hem Kıbrıs’ın kuzeyinde hem de güneyinde fosil yakıtlar tüketilerek, atmosfere maalesef çok önemli ölçüde karbondioksit salınımı sağladığımız da bir gerçektir. Bunun azaltılması için, Kıbrıs’ta ortaklaşa alteatif enerji kaynaklarına yönelmek kadar, inşaat veya ekonomik gelişme adına doğanın daha fazla tahribine dönük gelişmeleri denetlemek ve engellemek de önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Gerek doğadaki hayvanların ve bitki örtüsünün bilinçsizce yok edilmesi, gerek orman alanlarının yangınlarla ve imar plansız inşaatlarla giderek azalması, gerek tarımsal arazilerin iskana açılması,  gerekse de kıyılarımızın ve denizlerimizin aşırı kirletilmesi Kıbrıs’ın kuzeyindeki en önemli çevre sorunlarındandır. CTP-BG tüm çevre sorunlarını bütünlüklü çözmek ve gelecek kuşaklara sürdürülebilir çevre emanet etmek için doğa ile bir barış anlaşması yapmak ister. Kıbrıs’ın kuzeyinde başlangıcı 20. yüzyılın ortalarına dayanan CMC maden atıklarının yarattığı çevre felaketi ve son yıllarda Dikmen çöplüğü Mağusa Serbest Liman Bölgesi, Haspolat Arıtma Tesisleri Bölgesi başta olmak üzere daha birçok bölgemizde yaşanan devasa çöp yığınları insan yaşamını tehdit etmektedir ve acilen bu ve benzeri sorunlara çözümler üretilmelidir.  

Kıbrıs ve bölgemizdeki ya da dünyadaki herhangi bir ülke, çevreyle ilgili kabul edilemez sistemlerin ya da zengin ekonomilerin zehirli artık ve atıklarının çöplüğü haline getirilmemeli, böyle bir duruma izin verilmemelidir. Hem Kuzey hem Güney yarım kürede yenilenebilir enerji kaynakları ve merkezci olmayan mal ve kaynak sağlama yapıları özendirilmelidir. Bunun yanında, ulusal sınırları aşan çevre tehlikelerini ve felaketleri saptayacak bir uluslar arası erken uyarı sistemi kurulmalı ve işlevsel olarak çalışmalıdır.

C. Küreselleşme ve Teknolojik Gelişmenin Toplumsal Denetimi

Teknoloji devrimi, bu kuşağın ömrü içinde çevrenin ve kaynakların işletilmesinin koşullarını çok derinden değiştirmekte ve giderek daha da fazla değiştirmesi beklenmektedir. Üstelik bu değişimin sarsıntısı bütün dünyada yaşanacaktır. Ancak bu dönüşüm, giderek, bireyin daha merkezi bir şekilde kontrol edilme tehlikesini de getirirken, bireysel hakların, bilgi ve değerlerin korunması olgusunu daha da bir önemli kılmaktadır. Teknoloji, elbette ki yalnızca bir yansız bilim ve cansız makineler konusu değildir. Genel olarak belli çıkarların teknolojiyi yönlendirdiği bilinmektedir. Yeni teknolojilerin sunduğu olumlu fırsatları insanlığın yararına kullanmak, denetimsiz gelişmelerin risklerini ve tehlikelerini en aza indirgemek ve toplumsal açıdan kabul edilemeyecek teknolojileri önlemek için, teknolojinin kendisi de toplumsal denetim altına alınmalıdır.

Toplumsal ilerleme, teknolojik ilerlemeyi gerekli kılar ve teknolojik ilerlemenin esin kaynağıdır. Teknolojik ilerleme, Güney yarım küre ülkeleri ve geri kalmış ülkelerin özerk gelişimlerine, kaynaklarını israf etmek yerine seferber etmelerine ve işsizliği artırmak yerine yeni iş alanları açılmasına katkı sağlamalıdır. Teknolojik gelişim sürecinde doğabilecek yapısal işsizlik riskine karşı, emeğin korunması, insan sağlığının desteklenmesi, eğitim ve işyerinde güvenliğin artırılması konuları özendirilmeli ve dikkate getirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Teknolojinin yaygın kullanımı ile birlikte, ekonomik hakların elde edilmesinin kolaylaştırılması ve iş yaşamında halkın karar verme alanlarının genişletilmesi sağlanmalıdır. Teknolojik ilerlemeler, bireyin demokratik, kişisel ve toplumsal haklarının ve özel yaşam alanının devletçe, büyük tekellerce ve gizli-açık odaklarca kısıtlanması, gözetim altına alınması, başta haberleşme özgürlüğü olmak üzere yaşama dair tüm alanlarda devletin veya büyük sermaye odaklarının kontrol ve baskısının artırılması amacıyla kullanılmamalıdır. Teknolojik gelişmeleri belirleyecek ve denetleyecek standartlara dünya çapında uyulmasının güvence altına alınması için, teknolojiyi ölçüp değerlendirecek kurumlar ve yöntemler geliştirilmelidir. İnsanın kalıtımsal özüne müdahale ve yeni üreme yöntemleri ile kadınların sömürülmesi, uluslar arası toplum tarafından engellenmelidir. Aynı anlayışla insanlığı nükleer, biyolojik, genetik ve kimyasal tehlikelerden koruma yolları da bulunmalıdır.

4. Demokratik ve Özgürlükçü Sosyalizmin Uluslararası Birliği

      ve Yeni Bir Demokratik Düzen

Küreselleşmenin son derece hızlı bir biçimde gerçekleştiği günümüzde demokratik ve özgürlükçü sosyalizmin hedeflerine yalnızca birkaç ülkede ulaşılamaz. Dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insanların kaderleri, her zaman olduğundan daha çok birbirine karşılıklı bağlıdır. Bu nedenle, dünyanın çeşitli sosyalist partileri, hem ulusal hem de uluslar arası amaçlarına ve çıkarlarına yönelik olarak birlikte çalışmalıdırlar. Tarihi 1864’e kadar uzanan Sosyalist Enteasyonal (SE), bu amaca hizmet için 1951’de Frankfurt Bildirgesi ile yeniden kurulmuş ve 1989 Stockholm Bildirgesi ile yenilenmiştir.

SE, ulusal tarihleri ve hareketleri kendi içinde birleştirir, ancak, uluslar üstü ve merkeziyetçi bir örgüt değildir. SE, aynı ilkeleri paylaşan ve üyeleri birbirlerinin bilgilerinden yararlanmak, sosyalist düşünceyi ortak olarak yaymak ve bu amaca yönelik olarak uluslar arası düzeyde çalışmak isteyen birbirinden bağımsız partilerin bir deeğidir.

Sosyalist Enteasyonal’in amacı, değişik ülkelerde özgürlükçü bir anlayışla çoğulcu demokratik sosyalizmin değerlerini destekleyip yaymanın değişik yolları bulunduğunun bilincinde olarak, bu dayanışma ve işbirliğini kolaylaştırmaktır. Her üye parti, Sosyalist Enteasyonal’in kararlarını kendi ülkesinde nasıl uygulamaya koyacağından kendi sorumludur.

 

Son yıllarda Sosyalist Enteasyonal, Latin Amerika’daki ve Karaibler’deki belirgin büyümeyle ve öteki kıtalardaki yeni üyelerle, daha da uluslar arası bir nitelik kazanmıştır. Dünyanın her yerindeki çoğulcu ve özgürlükçü anlayıştaki demokratik sosyalist hareketlerle işbirliği içinde olmak, Sosyalist Enteasyonal’in hedefidir.

1951 ve 1989 bildirgelerinden bu yana dünya ülkeleri ekonomik ve toplumsal açılardan yakınlaşmış, ancak demokratik bir birlik oluşması ve dayanışma açılarından aynı yakınlaşma henüz gerçekleşememiştir. Yine de günümüzde, sosyalist hareketin dünya görüşü ve uygulamalarında gerçek anlamda uluslar arası bir niteliğe kavuştuğu açıktır.

Yerine getirilmesi gereken uluslar arası görev, yeni ve demokratik bir dünya toplumunun oluşturulmasından başka bir şey değildir. Dünyamızdaki çeşitli güçlerin ve blokların, ulusların ve özel şirketlerin, gezegenin siyasal yapısını kendi öz çıkarlarının bir yan ürünü gibi biçimlendirmelerine SE olarak izin verilemez.

Bu yeni demokratik dünya toplumunun yaratılmasında BM’nin güçlendirilmesi önemli bir adımdır. Belli başlı uluslar arasında görüş birliği olduğunda, barışın kurulması ve korunması için önemli girişimler mümkün olur. WHO, UNDP ve UNICEF gibi Birleşmiş Milletler’in alt kuruluşları değişik ülkelerin hükümetlerinin ve yurttaşlarının ortak uluslar arası amaçlar uğruna başarıyla bir arada çalışabildiklerini göstermiş, kanıtlamıştır.

Ayrıca, Partimiz CTP-BG, NATO ve benzeri askeri ittifaklara ve bu ittifakların silahlanma, askeri saldırganlık ve benzeri gelişme potansiyeli taşımasına ve savaşlar yaratmasına kesinlikle karşı olduğunu vurgulamaktadır.

Ayrıcalıklı birkaç kişi, insanların çoğunluğunun düşlerinin ötesinde bir yaşam düzeyinin tadını çıkarırken, milyonlarca insanın ancak dişiyle tıağıyla yaşama tutunabildiği bir köklü eşitsizlik dünyasında, adalet ve barış adına yasalar çıkarılabileceğini varsaymak gerçekçi değildir.

İlk kapitalist ülkelerdeki sosyalist/toplumcu mücadeleler, gönenç ve dayanışma alanında yararlar sağladılar ve bunun sonucunda da, söz konusu ülkelerde demokrasinin yayılması mümkün oldu. Aynı şekilde, uluslar arası düzeyde eşitsizliğin kaldırılması, demokratik dünya toplumuna giden yolda ileriye doğru önemli bir adım olacaktır.

Halkların sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verdiği mücadeleler, ulusal kurtuluş savaşları, sosyalizm mücadeleleri, tekelci sermayenin faşist idarelerine ve emperyalizmin desteklediği faşist yönetimlere, ırk ayrımcılığına, dar milliyetçiliğe, ayrılıkçılığa ve hegemonyacılığa karşı verilen mücadeleler, yalnızca ilgili ülkelerde değil, tüm dünyada, demokrasi, insan hakları ve barış düşüncesi ile sosyalist değerlerin gelişmesini ve kurumsallaşmasını getirdi. Daha adil bir dünya; demokrasi, barış ve sosyal adaletin hayatın her alanında sağlanmasının temeli ve enerji kaynağıdır.

Bütün bu sosyalist ideallerin hemen başarılabileceği gibi bir hayal içinde değiliz. Bununla birlikte, görüş birliğine ve işbirliğine dayalı çoğulcu ve demokratik bir dünyanın yaratılması, insanlığın ilerlemesi için gerekli bir koşuldur. Bu, hem yerine getirilmesi gereken bir görev, hem de büyük bir fırsattır.  CTP-BG, bu ideal ve hedef için, SE yanı sıra, bu değerlere ön